Cumartesi, Şubat 24, 2007

love at first sight


















Pazar akşamı İzmir'e kız almaya gidiyom,
dönüşte tanıştırırım, çok mes'udum allaaam...

Cumartesi, Ocak 13, 2007

Yaktın beni Google (16mm-Renkli) / 2007

















Türk filmlerinin iflas etmiş iş adamı gibiyim son günlerde, sanki karım çocukları alıp annesine gitti, itibarım yerle bir, gömleklerim ütüsüz. Apartmanda konukomşu perde aralarından "vah vah tüh tüh" yapıyo beni ne zaman görseler. Sokakta bakkalın, kasabın yüzüne bakamaz oldum, veresiye defterlerinde sanki nazire yaparcasına son sayfalara kaydırılmış ismim. Mahallenin çocuklarının gözünde artık sıradan bi insanım, hayır şerefsizler bi de "zazoo abi 'pagerank'imiz düştü bi alıvercen mi, ehehe?!" falan diye laf atıyolar arkamdan. Boynum bükük kahvenin önünden geçerken insanların "gugıl 'dan bi yerden düşmüş sayfaya düşmüş lan, tüüü!", "allah düşürmesin aman aman tahtaya vur!", "blog dükkanı mı ne açmış ama batırmış garib" şeklinde fısıldaştıklarını duyuyorum, evet google' da teee 37. sayfaya düştüm, düşmeye devam ediyorum, fırk...

Pazartesi, Ocak 08, 2007

türk sol'u uyanıyor, beş dakka daha uyuyim, kalkıcam...


















maaşım ne zaman bi kaç gün gecikse, parkamı, boğazlı kazağımı giyip grev yapasım, slogan atasım gelir, soona vazgeçer "sittiret kredi kartı var nassolsa a.k.!" diyip bira içmeye giderim, evet ben çabuk gaza gelen bi üşengecim...(yazı da uzun bişiy olcaktı aslında üşendim, idare edin artık n'apiyim!)

*slogan için vebihamdik'e teşekkürler!

Cumartesi, Aralık 30, 2006

merri kırizmıs & gurban abey!


















ikibinaltı pek de tatlı geçmedi benim açımdan, öyle uzuuun uzun hayıflanacak dert yanacak değilim geçti zaten yapacak bişiy yok, bööle bi yılın noel babası da ancak yukarıdaki gibi olur sanırım, neese! mangalda pişerek rakı eşliğinde miideme girecek olan masum hayvancıklara şimdiden özürlerimi sunar, hepinize mutlu yıllar dilerim ben, bühüü...

Cuma, Aralık 15, 2006

cumpleaños felices!


















Ben oyuncaklarla oynamayı bayaa geç bıraktım arkadaşım, hatta yaşıtlarımın sevişmeye falan başladığı yıllardı sanırım, bi gün perdeleri açık bırakmışım odanın, karşı apartmandan bi arkadaşım ortalıkta benim oyuncakları görmüş "lan olm sen haala oyuncak mı oynuon laaan, ehiehi!" demişti de başımdan dökülen kaynar suların durmasını beklediğim bi kaç saniyenin akabinde, "yok olm ya a.k. misafir geldi de onnarın piçler oynadı ortada bırakmış götoolanları" demiştim can havliyle... Neyse işte geçenlerde valide eski oyuncaklarımın durduğu bi koli bulmuş, e biliyo tabi oğlunun huyunu, "alıcağın varsa al aradan gerisini fakire fukaraya vericem" dedi, ben de hiç düşünmeden favorilerim olan "mekanik adamlar" a atladım hemmen, ne vercem lan elin sümüklüsüne onca yılımız geçmiş alla allaaa! Fotoğraftakiler şu an işyerinde masamda duruyo, arada mööö falan die bağırdığımda iş arkadaşlarımın garibine gidio tabi ama alışırlar napiyim. Bi tarafının çocuk kalması iyidir insanın, bi kendi bi de sevdiklerinin yaşı ilerledikçe anlıyo insan çocukluğun değerini, hergün çocukluk anılarına bi yenisini katmanın önemini. Bugün ööle bi gün işte, sevgili denizcik (kaşla göz arasında asno afortunado'yu ayartsa da haala minik bi kız gibi valla benim gözümde) çocukluk anılarına bi yıl daha ekledi, öpüyoruz ve yıldızlararasında uzuuuuun mutlu bi hayat diliyoruz efenim sizin için jah'a...

Cuma, Aralık 08, 2006

Haliniz Duman ammaaaaaaan!!!


















Giderek dağı duvarı aştık
Yardan uzak aleme daldık
Aman aman çaresiz kaldık
Halimiz duman aman

Malum bugün yedek subay adaylarının sınav sonuçları açıklanıo, bi heyecan, efenime sööliyim bi yusuf yusuf durumu hakim tüm adaylarda günlerdir. Geçen yıl bu zamanlar (bu da şarkı adı mıydı neydi ya bi tuhaf oldu) Eskişehir'de bi arkadaşımın evinde bira şişeleri arasında öğrenmiştim ben de askerliğimin kısa dönem olarak Ankara'ya çıktığını. Bu bakımdan taze asker adayı arkadaşlardaki heyecanı ve kaygıyı anlayabiliyorum, "biter mi lan askerliğiniz!!" demek istiyorum onlara kısaca, zavallılar... Neyse konuyu dağıtmiyim, heyecan diodum. Dün bi arkadaşımın istanbuldaki kız kardeşinden telefon geldi, hatun abisine daha nasılsın demeden heyecanla ve inatla "abiiğğ yeğğdek subağy sınağv sonuğğçlarını nerdeğğn öğreniooz yaaaağğ?!" vb. şeklinde sorular yöneltince işkillendik, serde abilik var idi, n'ooluyodu, hooopdu! El kadar kızın askere gitcek adamla işi ne idi?!?! Kafamızın tası atmasındı, o askere gidecek arkadaş zevkle çürüğe çıkarılırdı! Neyse ki durum sandığımız gibi değilmiş, aslında sandığımızdan da betermiş. Konuşma ilerledikçe acı gerçek anlaşıldı; Duman grubundan Kağğğan askere gidiomuş (acı olan bu değil), (acı olan kısmı burda başlıo) bu hanım kızımız ve bi grup arkadaşı üşenmemişler Kaan efendinin TC. kimlik no'sunu bulmuşlar önce internetten, maksat sınav sonucunu, dolayısıyla Kağğğan'ın askerliğinin nereye çıktığını öğrenmek. TC. kimlik numarasına başarıyla ulaştıktan sonra da askerliğini yapmış tek tanıdığı olan abisini aramış yukardaki malum soruyu sormak üzere. Abisi "yok kızım ööle öğrenemezsin sınav sonucunu, aday numarasını bilmen lazım" falan dedi bütün efendiliğini ve sakinliğini koruyarak başlarda, lakin hanım kızımızın ısrarlı sorularının devam etmesi üzerine "Yahu benim askerliğin nereye çıktığını bu kadar merak etmemiştin be" diye haykıraran arkadaşımızı ısırdığı telefonu ağzından alarak alnına kolonya tatbik etmek süretiyle sakinleştirmeye çalışırken, hanım kızımız ve arkadaşlarını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi web sitesine yönlendirdik, rabbim bu teenagerlara akıl fikir versin, amin...

Perşembe, Aralık 07, 2006

burdan norveç kaç sigara içimi ki?

















Jeg ikke vært smokingg for 4 dager,
jeg føler seg litt bit merkelig,
jeg føler seg som en Norsk, eller noe liker det!

sigara içen meali: 4 gündür sigara içmiom, bi tuhaf hissediom a.k.! Norveçli ya da ne biliyim öyle bişey gibiyim!

Pazartesi, Kasım 27, 2006

and the winner is...


















Hani hep derler ya "Çocukluğumuzdan beri yarış atı yerine konduk" "Bu sistem el kadar bebeleri yarış atına çeviriyor" falan, ben sözün gerçek anlamıyla yarışmaya doğarken başladım, yani başlamışım. Ana rahminde ikiz olarak gelişmemiz ilk rakibemle de oldukça erken tanışmama neden oldu. İkiz kardeşim bi boy farkla birinciliği kazanırken, ilk mağlubiyetin acısını tadan zavallı ben ciğerlerime dolan oksijenin de etkisiyle basmışım yaygarayı. Rakibemin finish'e yaklaştığımızda fair playe son derece aykırı bi biçimde kafama basmak suretiyle öne geçtiğini hayal meyal hatırlıyorum aslında, doğum travmasıyla birleşen yenilginin acısına katlanabilmemi sağlayan yegane avuntum budur, şike yaptın kızım!

İlerleyen yıllarda da bu yarış hali hayatın pek çok alanında karşıma çıktı, değişen rekabet mecraları ve rakiplerle birlikte mücadele yöntemleri de çeşitlenmiş, zenginleşmişti. İyi oyuncağı kapmak için yüze tükürmek, favori koltuğa oturmak için saç çekmek anaokul kariyer basamaklarında yükselirken rakiplerinizi egale etmenin en etkin yollarıydı. CV'min anaokulu yılları bölümünün bu anlamda pek parlak olduğunu söyleyemem, bırakın en iyi oyuncağı kapmayı, hiç rağbet görmeyen kırık bacaklı atla oynayıp "Olsun ama onun bacağı savaşta kopmuş, çok cesur bi atmış o" diye avutmak durumunda kalırdım kendimi. Kafası olmayan binicisi ise soğuk havadan korunmak için başını kazağının içine sokmuştu, vardı onun kafası tabiki de! Böyle böyle farketmeye başlamıştım en iyiler peşinde koşmadan, birincilikler için yarışmadan yaşanabildiğini ve hayal gücümün aslında bana en iyileri sunabildiğini.

Mesela ortaokul yıllarında okul voleybol takımının en iyi yedeğiydim, biliyordum ki bi oyuna girsem maçı çevirecek takımı şahlandıracaktım fakat antrenör benim gibi bi yeteneğin sakatlanmasını falan istemediği için oyuna almıodu beni. Soona aslında sınıfın tek dahisiydim, istesem "Bilim Adamı" bile olurdum ama, icad edeceğim enerji kaynağının karanlık güçlerin eline geçip tüm insanlığı tehdit edecek ve dünyanın sonunu getirecek bi silaha dönüşeceğinin bilincinde olduğum için derslerde karikatür çizmeyi tercih ettim. Çizdim, çizdim. Her ne kadar yarışmaktan yarıştırılmaktan hazzetmesem de, sırf karikatürü sevdiğim için girdiğim bi yarışmadan aldığım ödülse yarışma kavramından bütünüyle tiksinmeme sebep oldu; İstanbul'daki ödül töreninden yarışmada kazandığım birincilik karşılığında bi miktar para, benim çalışmamın da içinde yer aldığı bi albüm, biri kendi adıma biri de okulum adına olmak üzere iki adet plaketle Antalya'ya dönmüş döner dönmezde elimde plaketlerle soluğu okul müdürünün karşısında almıştım. Ben daha "Hocam ben ödü..." diyemeden müdürün "Senin kravatın ne biçim duruyo, serseri!" şeklindeki kutlama mesajıyla kendime gelmiş, hocam ben müdür muavinine bakmıştım diyerek olay mahalinden uzaklaşmıştım. Ne vardı canım bi plaket yerine iki plaketim vardı şimdi, ohdu, misdi... Ve o iki plaket bana ömüür boyu yeterdi, bi daha birileriyle yarışanın da ta a.k.'di...

Ama yok insanoğlu rahat durmuyo, illa yarışacak, ben de rahat durmadım. Yıllar sonra ilk kez bi yarışmaya katılıyorum yeniden, bu kez alan "reklam", Hürriyet'in yarışması "Kırmızı"da boyumun ölçüsünü almak üzere kolları sıvadım. Ödül töreni ocak ayında, heyecanlı falan değilim canım nerden çıkardınız, kazanmasam daha iyi, erkek adamın kırmızı'yla işi ne, siyah falan olsa neyse...

Pazar, Kasım 12, 2006

Kainophobia


















-ooo, yeni mi mont, konuşuyo?
-yok ya bayaa oldu alalı!!?
-yeni işte lan...
-ee şey, sınav n'oldu senin?

Kendimi bildim bileli yeni kıyafetlerle sokağa çıkınca rahatsız olmuşumdur hep, yeni bi bot alındı diyelim, normal kişiler aman kirlenmesin, aman toz olmasın diye uğraşırken ben hemmen sağına soluna basmak suretiyle biras kirletir ancak öyle rahatca insan içine çıkardım. En sevdiğim kıyafetlerim solup yırtılmış olanlardı hep. Bi kot pantolona alışmak için bi kaç ay geçmeliydi mesela alınmasının üzerinden. Sanırım böyle başladı kainofobik hallerim. Teknolojik yenilikler karşısında da durumum farklı değil. Bak blogger beta çıktı bi cesaret edip de elimi süremedim daha. Freehand MX çıkalı uzuun zaman oldu ama ben haala Freehand 10 kullanıyorum inatla, photoshop CS2 ye ise yenice ısınıyorum ve bazen mesleki forumları falan gezerken insanların kullanabildiğini söylediği zilyon tane bilgisayar programını görüp "hay a.k. bu ne yaaa diyorum" kıskançlıkla. Asrın buluşu olarak lanse edilen "GINGER"ın ne olduğu açıklanmadan önce geçirdiğim uykusuz korku dolu gecelere hiç girmiyim! Fos çıktı gerçi Ginger efsanesi ama emin olun "ehhe, salak Bush Ginger'dan düşmüş laan ehe!" şeklinde dalga geçenler arasında olamadım ben hiç, çünkü biliyodum ki onun yerinde olsam ben de düşerdim düşülmesi imkansız bu aletten. Şükür ki bunlar gibi teknolojik yeniliklerle tanışmak zorunda değilim her gün. Bunların yanında yeni bi eve taşınmak ya da ne biliyim yeni bi işe girmek gibi hayat akışımın içinde gerçekleşen zorunlu bazı değişiklikler cehennemin ta kendisini yaşamaktır benim için. Yeni girdiğim bi ortamda masaların altına ya da saksıların arkasına falan bakmanız gerek beni görebilmek için :)

Hayatın çeşitli alanlarında yeniliklere karşı korkularımdan oluşan listeyi uzattıkça uzatabilirim. Şimdilerde sigarayı bırakıp spora başlama, şurada da daha önce belirttiğim üzre sağlıklı bi yaz insanı olma planları falan yapmaya başladım 10.000'inci kez fakat benim hayat tarzım açısından köklü değişiklikler sayılabilecek bu planlar kainofobi yüzünden mi direkt üşengeçliğimden mi (yorgun doğdum dinlenmek için yaşıyorum demiştim bi ara hatırlarsanız) bilemiyorum bir türlü hayat bulamamaktalar. Ancak 30'uma yaklaştıkça göbeğim konusunda "enerji fazlası bi kere o!" geyiğini daha fazla sürdüremeyeceğim gerçeğini farketmem ile bu planlarımı gerçekleştirebilmemin yolunun yeni ortamlara girmek (spor salonu falan, içkisiz yeni mekanlar da bulunacak üf!), yeni kıyafetler edinmek (e tabi ne zamandır spor yaptığımız yok yeni bişeyler almak lazım), ve eski alışkanlıklara elveda demekten (birasız ve sigarasız bi ben mi!?!) geçtiğinin bilincinde olmam arasında sıkışıp kalmış olan bi çare kainofobik bedenim n'apıcağını şaşırmış durumda. Tam da walter sobchak'ın dediği gibi "Acıların dünyasına girmek üzeresin dostum, acıların dünyasına!...


Kainophobia (kainofobi): Yenilik korkusu. Yeni fikirlere, yeni buluşlara veya yeni şeylere karşı sebepsiz ürküntü duyma.