Cumartesi, Nisan 08, 2006

...



















................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
................................................
............................................a.k!

Perşembe, Nisan 06, 2006

şişe 4.060.800 ...




















Yaklaşık 142 şişe bira ağırlığındayken askerliğe adım
atışımın üzerinden yaklaşık 10.000.000 bira kapağı
açma süresi kadar bi zaman geçti ve şu an 126 şişe bira
ağırlığı civarlarında gezinmekteyim. Arada 16 şişe bira
kaybım var a.k ve bi insanın susuz ya da aç ne kadar
yaşayabildiği konusunda net bilgim yok, ama sanırım
içkisiz hayatta kalma konusunda sınıra gelmiş durumdayım,
pentatlon alanındaki savaş lobutlarını Olmeca şişelerine
benzetiyorum mesela, ya da gökyüzünde çupra ve rakı kadehi
şeklinde bulutlar görüyorum sık sık. Geçenlerde gece
nöbete kalktığımda efes fıçısına benzeterek sarıldığım
kilolu bi arkadaştan ancak üstüme su dökerek ayırabildiler
ve koridorda beni gören arkadaşlar nedense kolonyalarını
saklar oldular köşe bucağa.

Neyse, 4.060.800 şişe bira açadurun siz, geliyorum ben...

Çarşamba, Mart 29, 2006

307KD-MTR





















Hülya Avşar'ın menopoza adım attığı bir dönemde
haala Avşar kızı fotolarının, Sibel Can gözlerinin
süslediği şafak defterlerinin üretilmesinin bi
talep meselesi olduğuna kesin olarak karar verdim.
Zira buralarda ne zaman TV karşısına geçsek
Emrah'lı Necla Nazır'lı, Hülya'lı Nuri Alço'lu
80 yapımı filmler (ki elimizin altında Digitürk
denen zımbırtı, dolayısıyla onlarca film seçeneği
bulunuyor) izlenmekte haala bu defterlerden kullanan
çoğunluğun isteğiyle. Arada kısa dönemlerden bu tip
yapımların izlenmesi yönünde fikir beyan edenler ise
"merdivenlerden kazayla düşmek" "çamaşır kurutma
odasında kilitli kalmak" vb. elim hadiseler sonucu
hava değişimi alarak aramızdan ayrılmaktalar. Açıkcası
aramızda zevksizliğe tahammül yok. Küçük bi azınlık
dışında (bazen çamaşır kurutma odasından kurtulanlar
oluyor) kısa dönemlerin gelişime en açık, en yaratıcı,
en üretken grup olduğunu söyleyebilirim (yürrüüü bea).

Aramızda pek çok ilim irfan insanı bulunmakta.
Canı sıkılan php ile "Şafakmetre", nöbetlerden
şikayetçi olan asp ile nöbet düzenleme programı
yazıyor, yemek aralarında önünde oturdukları binanın
statik yapısı hakkında tartışan adamlar görüyorsunuz
sağda solda. Okuma yazma bilmeyen uzun dönem arkadaşlara
bu konuda yardımcı olmak ise en büyük ve en ulvi
görevlerimizden. Lakin bu arkadaşların arada İngilizce,
Almanca, Fransızca, Latince, Japonca, İspanyolca küfürler
öğrenmiş olmalarını hayretle karşılıyor ve esefle kınıyoruz.

İşte bütün bu koşturmaca içinde son bombamız 307KD-MTR adını
verdiğimiz mıntıka temizlik robotu prototipi. Üzerinde
çalışmalarımız son hızıyla ve tüm gizliliğiyle (hassktir!)
devam ediyor. Robotumuza parça sağlamakta bazı güçlükler
çekiyor olsak da, mutlu sona ulaşmamız an meselesi.
Şafakmetre 40'ları gösterirken 307KD-MTR
"Küçük bi temizlik faaliyetimiz var 307KD-MTR" komutuyla
MEBS yollarını parlatıyor olacak,
eee bu kadar zaman sonra ben mi parlatıcam a.k...

Perşembe, Mart 16, 2006

TRUSH HOUR!




















Oldum olası kalabalıktan hazzetmem, bu yüzden
de sabahları işe giderken (bi zamanlar ben de
işine giden bi sivildim bühüühühüü) gavurun
tabiriyle "Rush Hour"da o keşmekeşin içine
girmektense erkenden kalkmayı ya da işe geç
kalmayı seçmişimdir ve ne yalan sööliyim,
ikinci seçenek daha baskındır her zaman.
Bi bara gittiğimde ise hep biraya en yakın,
kalabalığa en uzak yerlerde sabitlerdi kendini
bu fani beden. Fatura kuyruklarından kaça kaça
yediğim faizler ve cezalar ve ise kol ebatlarını
çoktan aşmış, kanalizasyon borusu kıvamındadır.
Ev hayatımda da senelerdir aynı kararlılıkla
yalnızlığı seçmiş, ben ve ben mutlu bi şekilde
yaşar iken, bu asosyal kalabalık düşmanını 100
küsur kişiyle yaşamaya mahkum ettiler aniden.
Artık "rush hour"ların yerini "trush hour"lar
almıştı. Önceleri sabahın 6'sında 100 kişinin
8 adet lavaboda traş olmak için girdiği yarışta
yataktan 20 dakika erken kalkmak suretiyle
(matematik problemi gibi oldu be) galip gelirken,
artık kol saatimin alarmının beni uyandırma
konusunda eskisi kadar başarılı olmaması sebebiyle
farklı yöntemler denemek zorunda kalıyorum.
Mesela dün sabah traş köpüklerinin içine asit
zerkedilen iki arkadaşımızın hastaneye kaldırılması
nedeniyle zorda olsa boş lavabo bulabildim. Bu sabah
ise önümdeki arkadaşın kaygan zeminde dengesini
kaybedip düşerek kafasını yarması beni çok üzse de,
traş olacak boş lavabo bulabilmem beni teselli etti.
Yarın sabah mı, silahlıktan bi kasatura kaybolmuş
dün akşam, umarım sabah telaşıyla bi kaza olmaz?

Pazar, Şubat 26, 2006

çok özledim...





















-Alo, O nasıl, çok özledim...
-Kimi aradın gardeşim?
-Soruma cevap ver!!!
Görüşmemizi engelleyemezsiniz laaan!
-Sapık mısın kardeşim,
Nereyi aradın sen!?!
-Kokusunu, sesini özledim...
-Ne diyon la sen, burası
Efes Pilsen fabrikası, yanlış
aradın sen gardaş...!
-Tamam işte, açsana bi şişe,
sesini duyayım...
-De get la!

Cumartesi, Şubat 11, 2006

kardan tiksiniyorum a.k.
























Komutanlar arasında adım
"dövmeli fotoşopçu" kaldı.
Bi de şu mıntıka temizliklerinde
photoshop kullanabilsem,
pek hoş olacak a.k.!

Cuma, Aralık 30, 2005

Perşembe, Aralık 08, 2005

iyi be

MEBS. OK. VE EĞT. MRK. K.LIĞI
ANKARA MAMAK


neyse, 'ankara-mamak' tarafini
rahat anladim, gerisini de
gidince goricez
bi ay soona falan gorusurus...

Salı, Aralık 06, 2005

cikmaz demeyin...












yarin bizim askerligin
nereye cikacagi aciklanacak
esas milli piyango
bu a.k.!!!!